"Kanserde hastalık yoktur, hasta vardır"
12.12.2018
Bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin sağlık alanına yansımaları "Veri Bilimi ve Tıp Çalıştayı"nda konuşuldu.
​​​​​​​​​​​​​​​İstanbul Şehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen "Veri Bilimi ve Tıp Çalıştayı"nda tıbbın dijital dönüşümü ele alındı. Açılış konuşmasını Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Peyami Çelikcan'ın yaptığı çalıştay, 8 Aralık 2018 Cumartesi günü İstanbul Şehir Üniversitesi Dragos Kampüsünde gerçekleştirildi. Bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin Türkiye'de ve dünyada sağlık alanındaki yansımalarının ele alındığı çalıştay, çalışmalarında mühendislik ve tıp alanlarını birleştiren uluslararası literatüre hakim araştırmacıları aynı platformda buluşturdu. Çalıştayda sırasıyla; Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, Suisse Life Science'tan Dr. Birep Aygün, TÜBİTAK MAM'dan Dr. Abdullah Karadağ, Türkiye Kanser Enstitüsü'nden Op. Dr. Duygu Altınok Dindar, Üniversitemiz Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ali Çakmak, Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyeleri Dr. Yasin Ulukuş ile Dr. Mehmet Ali Ergün ve son olarak yüksek lisans öğrencilerimiz Batuhan Kısakol ile Şahin Sarıhan konuşmalarını gerçekleştirdi.

Çalıştayın açılışında konuşan Rektörümüz Prof. Dr. Peyami Çelikcan Türkiye'de ve dünyada dijitalleşmenin her alanda yaşandığına ve tıbbın da bunların başında geldiğine dikkat çekti. Üniversitelerin bir görevinin de dijitalleşen dünyaya uyum sağlayacak yeni çalışma alanları yaratmak ve dönüşüme öncülük etmek olduğuna işaret eden Çelikcan, "Yaptığımız bu disiplinlerarası çalıştay ve Üniversitemizde Veri Mühendisliği alanında yüksek lisans programı açmamız bugün üzerinde tartıştığımız konuya verdiğimiz önemin bir göstergesi" dedi.

"Biz bilgi üretmiyoruz, bu konuda dünyayı takip ediyoruz"
Açılış konuşmasının ardından Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) Kurucu Başkanı Prof. Dr. H. Fahrettin Keleştemur "Türkiye'de Sağlık Araştırmalarının Dünü, Bugünü ve Geleceği" başlıklı sunumuna "Biz bilgi üreten bir toplum değiliz. Bu konuda dünyayı takip ediyoruz" sözleriyle başladı. Ardından İslam bilimini ve tarihçesini özetleyen, İbn-i Sina'nın modern tıbbın üç büyük kurucusundan biri olduğunu hatırlatan Keleştemur, sözlerini şöyle sürdürdü: "15. ve 16. yüzyıla kadar İslam dünyasında bilim alanında yoğun çalışmalar yapıldı. Ancak medreselerden fen bilimlerinin çıkarılmasıyla, 16’ncı yüzyıldan 20’nci yüzyıla kadar karanlık bir dönem yaşandı. Eş zamanlı olarak batı toplumları Rönesans'ın etkisiyle yükselişe geçti. Osmanlı ise o dönemde savaşlarda yenilmeye ve toprak kayıpları vermeye başlamıştı. Bu gelişmelerin depresyonu içerisindeydi. Buna rağmen bazı aşıları ilk defa Osmanlı üretebildi ve oradan dünyaya yayıldı. Maalesef şartlar zamanla daha kötüye gitti. Nobel Ödülü sahibi Aziz Sancar, belki Türkiye'de olsaydı bilim adamı olarak hiçbir şey yapamayabilirdi. Türkiye, ona aynı imkanları sunamayabilirdi."

"100 bin kişilik genom araştırmasını 2023’te tamamlamayı hedefliyoruz"
Türkiye'nin temel bilim araştırmaları alanında çok zayıf olduğunu da ifade eden Keleştemur, "Dünyada en çok bütçe ayrılan alan temel bilimler. Ancak bizde öyle değil. Onun için bu tarz etkinliklerin çoğalmasını, tıp ve dijital alanların birbiriyle daha yakın çalışır hale gelmesini arzuluyoruz" dedi. TÜSEB'in Türkiye'de dönüşümsel tıbbın desteklenmesini sağlamak için kurulduğunu aktaran Keleştemur, "Dünyada 90'lardan bu yana süren genom projesini Türkiye olarak biz de kendi ülkemizde yürütüyoruz. Aziz Sancar Araştırma Merkezi'nde TÜSEB olarak, 100 bin kişilik genom araştırması yapıyoruz. Bu çalışmayı 2023'te tamamlamayı hedefliyoruz. Amerika genom alanında geliştirdiği teknolojiler ve yaptığı çalışmalarla %12400 kar elde ediyor." sözleriyle konuşmasını tamamladı.

"Olaylara bakış açımızı değiştirmemiz gerektiren bir devrimin içindeyiz"
Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur'un ardından çalıştay, Moleküler Genetik ve Biyoteknoloji Uzmanı Dr. Birep Aygün'ün konuşmasıyla devam etti. Dr. Birep Aygün "Dünyada Tıbbın Dijitalleşmesi: Nadir Hastalıklar ve Biobankalar" başlıklı sunumunda genetik biliminin geldiği noktaya dikkat çekti. Aygün, "Örneğin bir ilaç geliştireceksek eskiden onun bir usulü vardı. Yeterli sayıda hasta toplarsınız, standardize edersiniz. Artık genetik bilimi öyle bir noktaya geldi ki klinik çalışmada sadece bir hastanın olduğu ilaç çalışmaları yapabilecek durumdayız. Dolayısıyla artık bu alanda bir referans, bir ortalama yok. Sadece o kişinin hikayesi var. Bu anlamda gerçekten olaylara bakış açımızı değiştirmemizi gerektiren bir devrimin içindeyiz" dedi.

"Kanserde hastalık yoktur, hasta vardır noktasına geri dönüyoruz"
Kanserin neredeyse artık ailemizden birinin hastalığı konumunda olduğunu söyleyen TÜSEB Türkiye Kanser Enstitüsü'nden Op. Dr. Duygu Altınok Dindar ise kanseri genetik ve çevresel etkilerin belirlediğini ancak 2018'de şans faktörünün de etkili olduğunu belirten bir yayın yapıldığını ifade etti. Kompleks ve akıllı bir hastalıktan bahsettiklerini ve karşılaştıkları en büyük sorunlardan birinin bu olduğunu anlatan Dindar "Kanser Tanı ve Tedavisinde Moleküler Teknoloji" başlıklı sunumunda şunları söyledi: "İşte bu noktada da kişiselleştirilmiş tedaviler ön plana çıkıyor. Örneğin kemoterapi 4 hastamızdan sadece birinde işe yarıyorsa diğer hastalara verilmemeli. Çünkü kemoterapi diğer hastalarda işe yaramadığı gibi yan etkilerinden dolayı sonu hayat kaybına bile gidebilir. Bu kişiselleştirilmiş tedavinin geleceği nokta tıbbın temelini oluşturan bir hal alacak. Yani aslında Hipokrat'ın dediği gibi "Hastalık yoktur, hasta vardır" noktasına geri dönüyoruz. Artık kanserin genom bilgisi çıkartılarak, bunun spesifik özellikleri öğreniliyor ve ona göre tedavi uygulanıyor. Hem ekonomik hem insanî hem de tıbbî boyutunu düşündüğümüzde, daha çok erken tedavi yöntemine ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Bunun da tek yolu multidisipliner çalışmalar. Biz Türkiye'de tamamen dışa bağımlıyız ve bir test için 5000-6000 $ bir maliyetten bahsediyoruz. Ancak şimdi "Türkiye Kanser Gen Projesi" başlıyor. Bunun Türkiye'de yapılabiliyor olması çok kıymetli. Türkiye'de 8 milyon nadir hastalık var. Biz 80 milyonuz. Yani bizim açımızdan çok nadir sayılmaz. Genom projesi, kendi hastamıza koruyucu tanı ve tedavilerini koyabilmemizi ve böylece tedavisi için özel bir hizmet sağlamayı amaçlıyor." 

"Veriler, tıbbın kişiselleştirilmesine imkan tanıyor"
Üniversitemiz Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ali Çakmak, "Metabolik Veriler Üzerinden Kişiselleştirilmiş Hastalık Analizleri" başlıklı sunumunda kişiselleştirilmiş tıptan bahsedeceğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: "Veri biliminin ya da verilerin bize getirdiği tıbbın kişiselleştirilmesi yönünde. Mevcut durumda hastalıklarda daha fazla ölçüm yapılmaz ve daha fazla veri yoksa doktorlar tecrübelerine bakarak tedaviye başlıyor. Elimizde daha fazla veri olursa hastalığın esas kökenine inip ona uygun teşhiste bulunabilir ve tedaviye başlayabiliriz. Ölçümden kastımız ise kan olabilir, tükürük olabilir, idrar olabilir. Bunların hepsi arka planda birbirine biyolojik ağ ile bağlı. Nasıl bir biyolojik ağdan bahsediyoruz? İnsan metabolizmasının işlediğini gösteren ağlar. Hastalıkların metabolik olsa da olmasa da metabolizma üzerinde etkileri olduğunu biliyoruz. Amacımız bu hastalıkların metabolizma üzerinde nasıl bir etki yarattığını ortaya çıkarmak. Hem de bu etkilerin az ya da çok ne kadar etkili olduğunu ortaya koymak."

"Meme kanserinde Türkiye ilk 20'de değil"
"Meme Kanseri Önlenmesinde Kişiselleştirilmiş Sağlık Planları" başlıklı sunumunda, ilk kanser vakalarının MÖ 3000 yılında bir papirüse yazıldığını anlatan Üniversitemiz Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Ali Ergün de "Aradaki 5000 yılda aynı performansı gösterememişiz son 10 yıla kadar. Meme kanseri en önde gelen türlerden bir tanesi. Bu yıl 2 milyonun üzerinde vaka var. Toplam kanser vakalarının %11'ine denk geliyor." dedi. Meme kanserinin Türkiye'de görülme sıklığının 100 binde 43 ile 45 arasında olduğunu ifade edene Ergün, "Dünya sıralamasında baktığımızda ilk 20'de değiliz. Bu da mutluluk verici. Ölüm oranlarında da azalmalar var. Türkiye'de ölüm oranı 100 bin kadından 12-14 arasında. Daha iyi ve güzel tedaviler çıktıkça ölüm oranı daha da azalacak." şeklinde konuştu. Önleyici tedavilerin genel sıkıntısının işe yarayıp yaramadığının bir sonucunun bulunmaması olduğunu dile getiren Ergün, artıları ve eksilerini göz önünde bulundurup hastaları ikna edebilecek efektif sağlık planları sunulması gerektiğini söyledi.

Kamu ve özel sektörden uzmanların bir araya geldiği çalıştay, yüksek lisans öğrencilerimiz Batuhan Kısakol ve Şahin Sarıhan'ın "Dizileme Verisi ile Gen Haritası Nasıl Çıkarılır?" başlıklı uygulamalı eğitimiyle sona erdi.


KONUŞMACILAR ve SUNUMLARI


P​rof. Dr. Fahrettin Keleştemur - Türkiye'de Sağlık Araştırmalarının Dünü, Bugünü ve Geleceği

 


​Dr. Birep Aygün - Dünyada Tıbbın Dijitalleşmesi: Nadir Hastalıklar ve Biobankalar

 


Dr. Duygu Altınok Dindar - Kanser Tanı ve Tedavisinde Moleküler Teknoloji

 


Dr. Ali Çakmak - Metabolik Veriler Üzerinden Kişiselleştirilmiş Hastalık Analizleri

 


Dr. Yasin Ulukuş - Hasta Verilerinin Operasyonel Kararlarda Kullanımı

 


Dr. Mehmet Ali Ergün - Meme Kanseri Önlenmesinde Kişiselleştirilmiş Sağlık Planları